Ölüm veya ölme sürecine karşı aşırı korku ve kaygı hissetme durumunu ifade eder. Tanatofobia (Thanatophobia) olarak da bilinir ve günlük yaşamı sekteye uğratacak kadar yoğun olabilir.
Ölüm kaygısı, ölüm veya ölme sürecine ilişkin yoğun korku ve endişeyi ifade eder. Herkesin hissedebileceği bir duygu olmakla birlikte, aşırıya kaçtığında günlük yaşamı zorlaştırabilir.
Değişimi hayata geçirmek için somut bir plan yapılan aşamadır. 'Gelecek hafta başlayacağım' gibi — gerçek eyleme geçmeden hemen önceki durumu ifade eder.
Ertelenmiş taklit, birinin davranışını gördükten sonra aradan zaman geçince o davranışı tekrar etmek anlamına gelir. Çocuğun bilişsel gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır.
Kişinin kendi işine karşı hissettiği genel memnuniyet duygusudur. Bir bireyin işinden ne kadar mutlu olduğunu yansıtır.
İşe bağlılık, kişinin işine tutku ve adanmışlıkla, enerjik bir şekilde katıldığı olumlu bir psikolojik durumdur. Bireyin işine tam anlamıyla dalmış hissetmesiyle karakterize edilir.
Motivasyonu ve performansı artırmak amacıyla işin içeriğini, yöntemlerini ve ilişkilerini bilinçli olarak düzenlemektir.
İş yeri kaygısı, çalışma ortamında yaşanan aşırı stres ve endişe durumunu ifade eder. İş baskısı, kişiler arası ilişkiler ve değerlendirme korkusu, işe gitmeyi başlı başına zorlaştırabilir.
Hastalık davranışı, vücutta bir rahatsızlık veya anormallik hissedildiğinde bu belirtilere nasıl tepki verildiğini ve nasıl başa çıkıldığını ifade eder. Hastaneye gitmek, belirtileri görmezden gelmek veya çevreden yardım istemek bunların hepsini kapsar.
Önem verdiğimiz bir ilişkinin tehdit altında olduğunu hissettiğimizde ortaya çıkan kıskançlık duygusunu sağlıklı bir şekilde yönetme sürecidir.
Duyguları kontrol etmenin zorlaştığı ve ağlama, bağırma ya da eşya fırlatma gibi yoğun davranışlarla ifade edildiği anlardır. Küçük çocuklarda yaygın olmakla birlikte yetişkinlerde de görülebilir.
Bir kişinin kendi sorumluluğunu kabul etmeyip suçu başka birine yüklemesidir.
Bu teori, bilgiyi ne kadar derin düşünerek işlediğimize bağlı olarak bellek gücünün değiştiğini açıklar. Ne kadar derin düşünürsek, o kadar uzun süre ve daha iyi hatırlarız.
Kilo damgalaması, bir kişinin kilosu veya vücut şekli nedeniyle önyargı veya ayrımcılığa maruz kalması olgusudur. Ruh sağlığı üzerinde ciddi etkileri olabilir ve her insan olduğu gibi saygı görmeyi hak eder.
Bu, danışmanlık veya tedaviye başlamadan önce danışanın mevcut durumunu ve ihtiyaçlarını anlamak için yürütülen ilk değerlendirme sürecidir. En uygun tedavi yönünü belirlemede yardımcı olur.
İlk karşılaşılan bilgiler, sonradan gelen bilgilere kıyasla bellekte çok daha güçlü biçimde yer eder.
Gündelik benlik ve gerçekliğin sınırlarını aşan derin bir psikolojik ve ruhsal deneyimdir. Maslow'un bahsettiği 'doruk deneyim' (peak experience) kavramıyla benzerlik taşır.
Bir şey hakkında düşünürken yalnızca belirli bir yönüne aşırı odaklanarak diğer önemli faktörleri göz ardı etme eğilimi olan bir bilişsel önyargıdır. Bütünü yalnızca bir parçasına bakarak yargılamaya yol açan zihinsel bir tuzaktır.
En son karşılaşılan bilgiler daha iyi hatırlanır. Bu, belleğimizi ve yargılarımızı etkileyen önemli bir olgudur.
Bir aktiviteye tamamen dalarak zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden derin bir tatmin hissettiğiniz özel bir deneyimdir. Buna genellikle 'akış' ya da 'flow' da denir.
Açlık veya susuzluk gibi fizyolojik ihtiyaçlar karşılanmadığında içsel bir gerilim (dürtü) oluşur ve bu gerilimi giderme güdüsü davranışı yönlendirir.
Bu, bir anının nereden geldiğini belirlemeye yarayan zihinsel bir süreçtir. Bir şeyin doğrudan yaşanıp yaşanmadığını, duyulup duyulmadığını ya da hayal edilip edilmediğini yargılama yeteneğidir.
Psikoterapi'de tedavi planı, danışanın sorunlarını sistematik biçimde ele almak için terapi hedeflerini, yöntemlerini ve süresini somut olarak belirleyen bir belgedir. Terapist ve danışanın birlikte oluşturduğu bir iyileşme yol haritasıdır.
Danışmanın, seans sırasında öğrenilenleri günlük hayatta bizzat pratik yapabilmeniz için önerdiği etkinliklerdir.
Danışmanlık veya psikoterapi aracılığıyla ulaşılmak istenen somut hedefleri ifade eder. Terapist ve danışan birlikte belirler; tedavinin yönünü ve ilerlemeyi ölçmek için bir ölçüt oluşturur.
Hastanın üzerinde anlaşılan tedavi planını — ilaçlar, yaşam tarzı değişiklikleri ve randevular dahil — ne ölçüde tutarlı biçimde izlediği. Tedavi etkinliğinde önemli bir faktör.
Doktor veya terapistin talimatlarına göre ilacı zamanında almak ya da tedavi planını düzenli olarak takip etmek anlamına gelir. Uyum ne kadar yüksek olursa, tedavinin etkisi de o kadar iyi olur.
Danışmanlık veya terapi sürecinde değişime duyulan korku ya da rahatsızlık nedeniyle kişinin farkında olmadan tedaviye engel olması olgusudur. Bu doğal bir tepkidir ve önemli bir psikolojik konuya yaklaşıldığının işareti olabilir.
Tedaviye direnç, standart tedavi yöntemlerine rağmen belirtilerin yeterince iyileşmediği durumu ifade eder. Bu, tedavinin işe yaramadığı anlamına gelmez; farklı bir yaklaşım aranması gerektiğinin bir sinyalidir.
Bu, danışmanlık veya psikoterapinin resmi olarak tamamlanma sürecidir. Tedavi sürecinde elde edilen kazanımların gözden geçirildiği ve ileriye dönük bağımsız bir yaşam için hazırlık yapılan önemli bir aşamadır.
Başkalarına yardım etmeyi ya da nezaket göstermeyi içeren davranışlardır. Bunlar sadece karşı tarafı değil, yapan kişiyi de daha iyi hissettirebilir.
Sessizlik cezası, karşı tarafı kasıtlı olarak konuşmayı reddederek ya da onu görmezden gelerek cezalandırma davranışıdır.
Belirli bir gruba veya lidere körü körüne bağlanma ve itaat etme sürecini tanımlayan psikolojik bir olgudur.
İçinde bulunulan ortama göre dili, üslubu ya da davranışı değiştirmektir.
İyi ya da kötü olsun, zamanla orijinal mutluluk seviyemize geri döndüğümüz bir olgudur. Yeni bir araba alsak da kısa sürede alışırız; büyük bir üzüntü de zamanla hafifler — işte bu hedonik uyumdur.
Bir şeye o kadar odaklanmak ki etraftaki diğer olasılıkları ve seçenekleri göremez hale gelmektir.
Bu, istenilen davranış sergilendiğinde jeton (ödül puanı) verilen ve biriktirilen jetonların istenen ödüllerle değiştirilebildiği bir davranış değiştirme tekniğidir. Özellikle çocuklarda veya özel ortamlarda olumlu davranış değişikliği sağlamada etkilidir.
Hayatta yaşanan olayların sonuçlarının kendi çabamızdan mı (iç) yoksa şans ve çevreden mi (dış) kaynaklandığına dair inançtır.
Controlling Davranış, bizi kendimizi ve başkalarını daha iyi anlamaya yardımcı olan psikolojide anlamlı bir kavramdır. Duygusal refah ve kişisel gelişimin önemli bir parçasıdır.
Ağrıyı azaltmaya ve günlük yaşamı sürdürmeye yardımcı olan psikolojik ve tıbbi yaklaşımlardır. Ağrı yalnızca ilaçlarla değil, zihnin gücüyle de yönetilebilir.
Hastanede yatış veya yoğun tedavi programı tamamlandıktan sonra günlük hayata güvenli ve sağlıklı bir şekilde dönebilmek için önceden hazırlık yapma sürecidir. Taburculuk sonrasında da ruhsal iyileşmenin devam etmesini sağlayan önemli bir aşamadır.
Bu, mevcut duygularımızın, tercihlerimizin ve isteklerimizin gelecekte de devam edeceğini yanlış biçimde varsaydığımız bir bilişsel önyargıdır. Örneğin, aç karnına alışverişe gittiğimizde ihtiyacımızdan çok daha fazla ürün satın alırız.
Tehdit hissettiğimizde karşı koyup savaşmaya yönelik içgüdüsel bir hayatta kalma tepkisidir. Öfke, saldırganlık ve karşı koyma davranışları şeklinde ortaya çıkar; vücudumuzun tehlikeden kendini korumaya çalışan doğal bir savunma mekanizmasıdır.
Bu, her insanda bulunan kalıcı ve istikrarlı kişilik özelliklerinin davranışı belirlediğini öne süren bir kişilik psikolojisi teorisidir.
Bir şeyi, sadece birçok insan da yapıyor diye daha doğru ya da çekici bulma eğilimidir.
Başkalarının önyargılarını daha kolay fark edip kendi önyargılarını görememe eğilimidir.
Değerlendirme kuramı, duyguların olayların kendisinden değil, o olayları nasıl yorumladığımızdan ve değerlendirdiğimizden kaynaklandığını öne sürer. Bu yüzden aynı durum farklı kişilerde farklı hisler uyandırabilir.
Yaşam boyu öğrenme, yaştan bağımsız olarak hayat boyunca yeni şeyler öğrenme ve gelişme tutumu ile pratiğini ifade eder. Öğrenmek beyni genç tutar ve hayatı zenginleştirir.
Savaş alanında aşırı korku ve travma yaşandıktan sonra ortaya çıkan psikolojik ve fiziksel tepkilerin bütünüdür; günümüzdeki TSSB'nin erken kavramıdır.
Kişinin tekrar tekrar çok fazla yemek yiyip kendini durduramadığını hissettiği yeme bozukluğudur.
451–500 / 1823